bakalım en güzel ve seçme youtube menüsünde bugün senin için ne var; Tuğba Ekinci Condom

Audio Player Kurulum ve Kullanım - Blogger için

Aslında sesebian bu konuda bir yazı yazmış, detaylı anlatım yapmıştı fakat yazı wordpress kullananara hitap ediyordu.Bu yüzden biraz araştırdım ve biz blogger kullananlar içinde bu sistem nasıl kullanılır buldum :) Şimdi onu anlatayım ve sizlerde bu güzel eklentiden yararlanın.

Hemen başlayalım :

**İlk önce şuradan kurulumda bize lazım olacak 2 dosyayı indirelim (aşağıdaki isimde 2 dosya)

-audio-player
-player

**Bu iki dosyayı bir sunucuya yükleyelim; tavsiyem google page sayfanızdır.

**Daha sonra blogunuzun Yerleşim - HTML’yi Düzenle - Widget Şablonlarını Genişlet sekmesini işaretliyin.Sonra

</head>

kodunu buluyoruz ve bu koddan hemen sonra aşağıdaki kodu ekliyoruz (sarı renkli adresi kendi yükleme yaptığınız adresle değiştirin)

<script language="JavaScript" src="http://www.fakedomain.com/myname/audio/audio-player.js"></script>

şablonu kaydet diyerek buradaki işimizi bitiriyoruz.

**Şimdi sıra geldi müziğimizi bir yere yüklemeye.Bunun için aşağıdaki adreslerden birini kullanabilirsiniz.

- FileDen

- HotLinkFiles

- Boxstr

**Artık blogumuza müzik eklemek için her seferinde (kodu bir yere kaydedin) aşağıdaki kodu
kullanacağız.Fakat kodda sarı renkle belirttiğim yerleri kendi yükleme yaptığınız adreslerle değiştirin!

<object type="application/x-shockwave-flash" data="http://youtubecuu.googlepages.com/player.swf" id="audioplayer2" height="24" width="290">
<param name="movie" value="http://youtubecuu.googlepages.com/player.swf">
<param name="FlashVars" value="playerID=2
&soundFile=http://youtubecuu.googlepages.com/DemetAkaln-Mucize.mp3">
<param name="quality" value="high">
<param name="menu" value="false">
<param name="wmode" value="transparent">
</object>

şimdi işlemi kanıtlamak için bir örnek verelim:

Demet Akalın - Mucize









devamını oku>>

Kız Kulesi

İstanbul'da yaşayanlar! Acaba Dünya'nın en güzel tarihi eserleriyle dolu bir şehirde bulunduğumuzun farkında mıyız? Aslında öyle bir şehirde yaşıyoruz ki her yerinde ayrı bir tarih, ayrı bir güzellik var.Ama bu kadar güzelliğin içinde bizlerin genellikle yaptıkları; o güzel tarihi yerleri gezmek yerine Metrocity, Kanyon, Cevahir gibi alışveriş merkezlerinde zaman geçirmek ve para harcamak....


Kızkulesi, Asya ile Avrupa'nın kesiştiği bir noktada, Asya sahillerinden bir ok atımı uzaklıkta bir taş tümseğe oturtulmuş bir kuledir. İki kıta arasındaki konumu sebebiyle dünyada eşi benzeri olmayan yapılar konumundadır.

Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu küçük kule, İstanbul'un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişi ile Yunan'dan Bizans İmparatorluğu'na Bizans'dan Osmanlı İmparatorluğu'na, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.

İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans Dönemi'nde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır.

Osmanlı Dönemi'nde ise gösteri platformundan savunma kalesine, sürgün istasyonundan karantina adasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir.

Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir. Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kızkulesi ...

Yüzyıllar boyu hep hikayeleri ile anılan bu kule 2500 yıl sonra Hamoğlu Holding'in yaptığı restorasyondan sonra ilk kez kapılarını insanlara açmıştır. Yalnızlığın, aşkın, ulaşılmazlığın ve daha birçok şeyin sembolü olan kule için onlarca şiir yazılmış, yüzlerce resim yapılmış ve binlerce fotoğraf çekilmiştir. 2500 yaşında ve her dem genç kalacak olan Kızkulesi'nin insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi ile tanışmak ve gerçek hikayelerini dinlemek için gelin siz de o küçük pencerelerinden bakın ...


Tarihçesi

Kızkulesi'nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada olduğu ile ilgili söylenceler vardır) "vus" adı ile anılır.

Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra, M.Ö. 410'da Sarayburnu'nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir.

M.S. 1110'lara geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı "Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır.

Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir.

İstanbul'un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır.

1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir.

Bunun dışında ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır.

1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan kızkulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yapılır.

Yıldırım düşmesinden gemi çarpmasına kadar pek çok felakete maruz kalan yapı, 18. yüzyılda sürgün için bir ön istasyon işlevi görür.

1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır. 1832 yıllarında tekrar bir tadilattan geçerek, kubbenin üzerinden yükselen bir bayrak direğine sahip olur.

Ve ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir.

1857'de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur.

1944 senesinde restorasyon yapılır.

1959 senesinde Askeriye'ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır.1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır.

1992' den itibaren buranın özel sektöre devri konuşulur, İstanbul Belediyesi, Üsküdar Belediyesi, Mimarlar Odası, Şairler, Turing, Ulusoy Şirketler Grubu gibi pek çok kurum çeşitli medyatik projeler üretirler ...


Efsaneleri

Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.

Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır. Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür.Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır.

Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir.

Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir.

Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

Kızkulesi, İstanbul'un yıllarca kavuşamadığı bir aşığı gibiydi. Hem kalbinin tam ortasında hem de ondan çok ayrı... 2000 yılında Hamoğlu Holding tarafından kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak yapılan restorasyon çalışmasıyla bunca yılın ardından insanlarla buluştu.

Daima genç kalacak olan Kızkulesi, insanı büyüleyen gizem dolu atmosferi ve sahip olduğu mistik kokusuyla ziyaretçilerini ağırlıyor.

Büyük Boyuttaki Kız Kulesi Resimleri

indir


devamını oku>>

Aeon Icons PNG


Aeon PNG
b


devamını oku>>

Pinhani - Zaman Beklemez (Yeni Albüm)

Kavak Yelleri dizisinin müziklerini yapmasıyla birlikte bir anda popüler olan Pinhani grubu uzun bir aradan sonra ikinci albümleri ''Zaman Beklemez''i piyasaya çıktı.

Albümün tanıtım konseri bu akşam Studio Live'da yapılacak.

Pinhâni yeni albümünü , ilk albümde yer alan gitarist Akın Eldes ve davulcu Cem Aksel’ in yanı sıra bas gitarist Demirhan Baylan’ la birlikte kaydetti.

Bu üç önemli müzisyenin dışında gruba bu albümde çok önemli müzisyenler eşlik etti ; Erkan Oğur’da bu albümde bir şarkıda cümbüşüyle grubun misafiri oldu.

Klarnette Serkan Çağrı ve Oğuz Büyükberber , trombon ve trompette Hasan Gözetlik, trompette Can Ömer Uygan, vurmalı çalgılarda Yinon Muallem, bas gitarda Sunay Özgür Pinhâni’nin ikinci albümünde yer aldı.

Albüm kayıtlarını ilk albümde olduğu gibi yine Tanju Duru’nun stüdyosunda tamamlayan Pinhâni, ilk albümde yaptığı müziği ikinci albüme taşımaya ve üzerine yeni değerler eklemeye çalıştı.

Albümde “Kavak Yelleri” dizisinden duyduğumuz “Bir Anda” ve “Ne Güzel Güldün” şarkılarının yanı sıra iki versiyonu yer alan modern oyun havası “Düğün” ve grubun rock türünde ürettiği en önemli şarkılardan biri olan “Ağlama“ dikkat çekiyor .

Şarkı Listesi

1. Zaman Beklemez
2. Düğün
3. Ağlama
4. Ne Güzel Güldün
5. Dursana Dünya
6. Sırası Değil
7. Yansın
8. Bir Anda
9. Yalnızlık
10. Sevmekten Usanmam
11. Düğün Dernek

Albümün ilk konseri Studio Live'da

Grup albümün ilk konserini bu gece Studio Live'da verilecek. Mekân kapıları saatt 22.00'de açılacak. 18 yaş sınırının olduğu etkinliğe katılmanın bedeli ise 32 YTL.


kaynak: haberaktuel.com


devamını oku>>

Doa - Müziğin Doa’sı

Türkiye’nin ilk R&B albümü yolda. 23 yaşındaki genç müzisyen Doa çıkacak ilk albümü ile Türkiye’de R&B tanımını değiştirecek. Küçüklüğünden bu yana müzik dinleyerek büyüyen sanatçı Türkiye’nin yeni yıldızı olacak. Çok konuşulacağı ve dinleneceği şimdiden belli olan star ruhlu Doa, bestelerini kendisi yapıyor, şarkı sözlerini konuşma dili ile yazıyor. Hayatından, dolayısıyla yaşıtlarının hayatlarından, onların dili ile bahsediyor. Türkiye’nin rapstarı Ceza’ya göre Doa, Türkiye’de R&B müziğin öncüsü olacak. Doa ise yaptığı müzikten şöyle bahsediyor:R&B, hadi deyince yapılabilen bir müzik değil.Bu her tür için geçerli. Hissetmek gerekiyor. Ben çocukluğumdan beri bu müziğin içinde büyüdüm.

Doğanın Müzikleri, Biyografisi ve ilk Klibi Doa & Ceza Müziğin Doa’sı Klibi Yazının Devamındadır...

Doa Hakkında...

Doa adlı albümü ile kulaklarımızı, Ceza düetli Müziğin Doa’sı klibiyle de gözlerimizi esir alacak olan Doa 1 Mayıs 2008 Perşembe günü Balans Music Hall’da gerçekleşecek olan albüm tanıtım konserini takiben “Müzigin Doa’sı” adli turnesine başlayacak. Tasoda tarafindan yayınlanacak albüme MTV Türkiye tam destek veriyor. Kanal, “Badem & Özlem Tekin – Kalpsiz” video klibiyle tanıdığımız genç yönetmen Dağhan İş’in ( praxisidea.com ) çektiği video klip için stüdyo imkanlarını tam anlamıyla seferber etti. Video klipte, Türkiye’de sadece bir adet bulunan, saniyede 1200 kare görüntü alabilen çok özel bir kamera kullanıldı. Klip 31 Mart Pazartesi günü ilk defa MTV Türkiye’de yayınlanacak. Albüm ise Nisan ayının ikinci haftasında raflarda olacak.

Doa biyografisi...

Gerçek adı Doğa Üstündağ olan Doa, 1984 Ankara doğumlu; ancak kendini bildi bileli İzmir’de yaşıyor. Çocukluğundan beri hayatında hep müzik var. On yaşından beri piyano çalıyor. Ailesinin dinlediği blues ve jazz plaklarıyla büyüyen Doa, ortaokuldan bu yana R&B, soul ve rap müzik dinlemekte. İlk kez çocukken Mariah Carey’in parçalarıyla şarkı söylemeye başladı. Blues piyano dersleri alan Doa, Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bilimleri Bölümü mezunu. Prodüktörü Anıl Savaş Kılıç, Doa’yı 2003 yılında eline geçen bir demo parçada keşfetti. Sanatçı o günden bu yana, Organize İşler filmindeki Hisset adlı parçada yer aldı ve albüm için elliye yakın beste yaptı. 2007’de albüm için stüdyo çalışmalarına başladı.

Doa & Ceza Müziğin Doa’sı Video Klip...



Doğanın Parçalarını Merak Edenler Aşağıdan Tanıtım Müziklerini Dinleyebilir...

























Daha Fazlası için DOA'nın kendi Sitesine Buyurun


devamını oku>>